Üstü çıplak, buz gibi bir odada, sert bakışlarla birbirlerine meydan okuyan iki fırlama, satranç tahtasının yanına sıkışmıştı. Adamın parmakları taşların üstünde geziniyor ama asıl işi başka yerlerdeydi. Kızın kalçası kocaman, pişkin ve hazırdı; oynaştığı bakışıyla “Bakalım hamleni ne zaman yapacaksın” dedirtecek kadar ateşliydi. Satranca dalmış gibi görünseler de derinlerde amcığın kıvrımlarında büyüyen fırtına, tahta oyunundan çok daha vahşi bir savaşa gebeydi.
Adam eliyle kızın beleğinden tutup sarstığında, bütün bedenin titrediğini hissedebiliyordu. Sonra ani bir hareketle kıza arkasını döndürttü, instinktif bir şekilde kalçasını izin verdiği kadar havaya kaldırdı. Parmaklarını kızın sıcak amcığının kenarlarında dolaştırmaya başlayınca, içten gelen iniltiler ortalığı yıkmaya yetiyordu. O bembeyaz tenin arasından çıkan nefesler düzensizleşiyor, gözleri yavaş yavaş kapanıyordu. “Al bakalım şimdi” der gibi hızlıca dayayıp içeri girdiğinde kızı yerinden hoplatan o sert kökleme başladığında oda dolusu sessizlik patlamış gibiydi.
Her iniltisiyle birlikte adamın her darbesi hem fiziksel hem ruhsal olarak hükmettiği kanıtıydı adeta. Kız diz çöküp yüzünü yere bastırdığında, içinde kopan fırtına dışa vuruyordu; ısırıp tırmalıyor ama karşı koyamıyordu bu güçlü sikişe. Adam durmadı, kadının her boşluğunu tek tek doldurup amcığını öldürecekmişcesine götürüyordu içine. Dudağına konan ufak ısırıklar eşliğinde hız kesmedi; kalçalarını daha da yukarı çekip ritmini katladı, amcığın yanması iyice şiddetlendi.
Sonsuzmuş gibi gelen dakikalar sonunda ikisi de neredeyse bitap düştü ama adam nihayet o uzun süredir beklenen zirveye ulaşınca, hırıltılarla karışık aniden patladı içinde sakladığı bütün gazabı kızın sıcak boşluğuna kusarak teslim oldu. Kız ise o ağır ve tok patlamadan sonra tam anlamıyla darmadağın olmuştu; bedeninde titreyen son sarsıntılarla uyumak üzereydi artık…